Bazı insanlar, kurdukları yangının dumanını başkasının üzerine bırakıp kendilerini masumiyetin ortasında gösterir. Yalanı, ihaneti ve manipülasyonu mağduriyet perdesinin arkasında saklayan karakterlere dair sert ama kişisel bir gözlem. Bu kaydı yalnızca bir sonuca varmak için değil, sorunun bende açtığı alanı görünür kılmak için yazıyorum. Bir fikri aceleyle kapatmak yerine onun günlük hayatta, üretimde ve ilişkilerde nasıl karşılık bulduğunu izlemeye çalışıyorum. Okurla aramda kesin bir hüküm değil, birlikte düşünülebilecek açık bir masa bırakmak istiyorum. Bu yüzden metin boyunca kişisel deneyimle genel bir iddia arasındaki mesafeyi korumaya çalışıyorum. Bir düşüncenin değerini, herkes için aynı cevabı vermesinde değil, farklı hayatlarda yeni ve dürüst sorular açabilmesinde buluyorum.
HİKÂYEYİ İLK ANLATAN KAZANIR
Bazı ilişkilerde gerçeği yaşayan değil, hikâyeyi çevreye ilk anlatan kişi kazanıyor gibi görünür. O kişi kendi payını sessizce dışarıda bırakır; kırdığı yeri değil, kendisine söylenen son cümleyi anlatır. Böylece asıl mesele bir anda değişir. Sen olanı açıklamaya çalışırken savunmaya geçmiş olursun, o ise çoktan mağdur koltuğuna oturmuştur. Yalanın en kullanışlı tarafı, çoğu zaman bütünüyle uydurulması değil; gerçeğin içinden işine yarayan parçaların seçilmesidir.
MAĞDURİYET BİR KALKAN OLDUĞUNDA. Gerçekten incinmiş olmakla sürekli incinen tarafı oynamak arasında büyük bir fark var. Birincisi insanı dürüstlüğe yaklaştırır; ikincisi sorumluluktan kaçmak için kullanıldığında çevresini mahkeme salonuna çevirir. Her konuşmada kendini haklı çıkaran, her itirazı saldırı sayan ve her hatasını başkasının davranışıyla açıklayan biriyle karşılaştığımda şunu görüyorum: Burada acıdan çok kontrol arzusu var. Mağduriyet, karakterin üzerine giydiği bir zırha dönüşmüş.
İHANETTEN SONRAKİ İKİNCİ YARA. Aldatılmak veya ihanete uğramak ilk yaradır. İkinci yara, bunu yapan kişinin çevreye kendisini mağdur, seni de sorunlu biri olarak anlatmasıdır. İnsan yalnızca yaşadığı olayla değil, olayın başkalarının gözünde nasıl yeniden yazıldığıyla da mücadele eder. Bir süre boyunca kendi hafızandan şüphe etmeye başlarsın. Oysa sürekli açıklama yapmak zorunda kalman, gerçeği yanlış yaptığın anlamına gelmez. Bazı insanlar haklı oldukları için değil, anlatıyı daha erken kurdukları için inandırıcı görünür.
Bu tür insanlarla karşılaşınca ilk refleksim kendimi anlatmak oluyor. Sonra bunun çoğu zaman oyunun devamı olduğunu fark ediyorum. Çünkü anlatıyı sürekli değiştiren biri için senin açıklaman yeni bir malzeme daha demek. Her cümlen başka bir bağlamdan koparılabilir, her sessizliğin suçluluk olarak sunulabilir. Böyle bir ilişkide gerçek, konuşarak değil mesafe koyarak yeniden görünür hâle geliyor. İnsan bazen kendisini savunmayı bıraktığında ilk kez kendi sesini duyuyor.
Bu davranış biçimini tek bir cinsiyete veya tek bir ilişki türüne bağlamıyorum. Mağduriyet üzerinden güç kuran insan, kim olursa olsun aynı yönteme başvurur: önce sınırı aşar, sonra sınır konduğu için incinmiş gibi davranır. Böylece yaptığı eylem görünmez, karşı tarafın tepkisi olayın merkezine yerleşir. Asıl dikkat edilmesi gereken, cümlelerin sertliği değil, sorumluluğun sürekli el değiştirmesidir.
KENDİ HAFIZANA GERİ DÖNMEK
Bir noktadan sonra karşı tarafın itirafını veya özrünü beklemeyi bırakmak gerekiyor. Çünkü kendisini sürekli haklı çıkaran birinden adalet beklemek, anahtarı kapıyı kilitleyen kişiye teslim etmek gibi. Benim için toparlanmanın başladığı yer, yaşadıklarımı başkasının onayına ihtiyaç duymadan adlandırabildiğim an. Herkesin önünde kendini aklamak zorunda değilsin. Bazen en ağır cevap, hikâyeyi çarpıtan kişinin sahnesinden sessizce çıkıp kendi hayatını yeniden kurmaktır.
Manipülasyonun en yorucu tarafı, dışarıdan bakıldığında her şeyin küçük görünmesidir. Tek bir yalan, tek bir inkâr veya tek bir tersine çevirme önemsiz sanılabilir. Fakat bunlar tekrarlandıkça insanın kendi algısına güvenini kemirir. İyileşmek, bütün olayları herkese kanıtlamak değil; hangi cümlelerin seni kendinden uzaklaştırdığını fark etmektir. Bir başkasının kurduğu hikâyede kötü karakter olman, gerçekte kötü olduğun anlamına gelmez.
İnsanların seni yanlış anlamasına rağmen doğru kalabilmek kolay değil. Yine de başkasının kurduğu algıyı düzeltmek için kendini tükettiğinde, hayatının yönetimini o hikâyeye teslim etmiş olursun. Bir süre sonra kimin ne düşündüğünden çok, senin hangi davranıştan sonra kendini küçülmüş hissettiğine bakmak gerekiyor. Kendi sınırına geri dönmek, bazen bütün cevaplardan daha net bir kapanış sağlıyor.

OKUR SİNYALİ
Bu dosyaya bir cümle bırak.
Sinyalin arşive alınmadan önce dijital kontrolden geçirilir.